Kadın Erkekten Fazla Maaş Alsa Bile Erkek Nafaka Ödeyebilir

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kadın Erkekten Fazla Maaş Alsa Bile Kadın Eş Lehine Tedbir Nafakasına Hükmedilebileceğine Karar Verdi

Dikkat!!! Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında kadın erkekten fazla maaş aldığı ifadesi yer alsa da nafaka konusunda cinsiyet ayrımı yoktur. Somut olayda ifade edilmeye çalışılan husus taraflar, gelirleri bulunsa bile boşanma aşamasında da zorunlu giderlere güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılmak zorunda olacaklarıdır. Evlilik birliğinden kaynaklanan hak ve yükümlülükler kanun ile düzenlenmiştir. Evlilik birliğinin giderlerine katlanma zorunluluğu boşanma davası açılmış olsa bile devam edecektir. Tedbir nafakasının hesaplanması ise müşterek çocuk olup olmamasına, kira bedeline, aidat bedeline, fatura bedeline vb. göre değişiklik gösterecektir. Kadın erkekten fazla maaş alsa veya erkek kadından fazla maaş alsa bile bu durum değişmeyecek olup sadece giderlere katılma oranı kazançlarına göre değişecektir. Yargıya intikal eden bu somut olayda kadın erkekten fazla maaş almaktadır. Erkek de kadına göre daha fazla maaş alabilirdi karardaki ifadenin yanlış anlaşılmaması için bir açıklama yapmak gerekmektedir. Esasen anlatılmak istenen eşlerden biri diğerine oranla daha fazla maaş almaktaysa da bu durum ancak diğer eşin birlik giderlerine katılmadaki oranını belirlemede bir ölçü olabilir.

Kadın Erkekten Fazla Maaş Alsa Bile Kadın Eş Lehine Tedbir Nafakasına Hükmedilebilir

Bu genel açıklamaların ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; tarafların 16.09.2006 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 28.08.2008 doğumlu bir erkek çocuklarının dünyaya geldiği, eşlerin boşanma davası açılmadan bir ay öncesine kadar birlikte yaşadıkları, ancak taraflar aralarında süregelen anlaşmazlık neticesinde davalı erkek eşin evden ayrılarak kendi ailesinin yanında yaşamaya başladığı, davacı kadının ise ortak çocuk ile birlikte evde kalmaya devam ettiği ve 06.03.2014 tarihinde boşanma davası açtığı görülmektedir. Yapılan yargılamada dosyada mevcut ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağına göre kadının kurum avukatı olarak, erkeğin ise özel sektörde çalıştığı anlaşılmaktadır. Boşanma davası açılmasıyla eşlerin birbirlerine karşı evlilik birliğinden kaynaklanan hak ve yükümlülüklerinin devam ettiği hususu tartışmasız olduğuna göre; boşanma davasının açılmış olması nasıl ki eşlerin birbirlerine karşı olan sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyorsa, aynı şekilde birliğin giderlerine güçleri oranında katılmak zorunluluklarını da ortadan kaldırmamaktadır. Eşlerin açılan boşanma davası nedeniyle ayrı yaşamaları, ortak çocukla birlikte tek başına yaşanmak zorunda kalınan evin en azından elektrik, su, doğal gaz, aidat, iletişim, varsa kira vs. gibi zorunlu ortak “geçim” giderlerini sonlandırmamakta, aksine bu giderler devam etmektedir. İşte eşler, her ne kadar boşanma aşamasında da olsalar; kanundan doğan bu yükümlülükleri gereği devam eden zorunlu giderlere güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılmak zorundadırlar. Tarafların gelirinin bulunması TMK’nın 169. maddesine dayalı tedbir nafakası hükmedilmesine engel değildir. Bu nedenle eldeki davada her ne kadar tarafların gelir durumları karşılaştırıldığında kadının erkeğe oranla daha fazla maaş aldığı görülse de, bu durum ancak diğer eşin birlik giderlerine katılmadaki oranını belirlemede bir ölçü olarak değerlendirilebileceğinden direnme kararı yerindedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2019/107 E., 2022/318 K.)

Karardaki Genel Açıklamalar

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 41. maddesi “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar” hükmünü taşımaktadır.

Türk toplumunun temelini teşkil eden aile kurumunda, eşler arasında evlenme ile evlilik birliği kurulmuş olur. “Evlilik Hukuku” TMK’nın ikinci kitabı olan Aile Hukukunun birinci kısmında evlenme (TMK m. 118-160), boşanma (TMK m. 161-184), evliliğin genel hükümleri (TMK m. 185-201) ve son olarak eşler arasındaki mal rejimi olmak üzere dört bölüm hâlinde düzenlenmiştir.

 Evlilik birliği hak ve yükümlülükler temeline dayalı olan bir hayat ortaklığı şeklinde tarif edilmekte olup, eşler evlilik birliği süresince eşit haklara sahip bulunurlar. Bunun doğal sonucu olarak eşlerden biri için hak olan diğer eş için yükümlülük oluşturur. Birliğin devamı süresince eşlerin birbirlerine karşı olan hak ve yükümlülükleri diğer bir ifadeyle evliliğin temel normu TMK’nın 185. maddesi ile düzenleme altına alınmıştır.

Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesine göre, evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Aynı Kanun’un 186. maddesine göre de eşler oturacakları konutu birlikte seçmek, birliği beraberce yönetmek ve birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılmak zorundadırlar.

Görüldüğü üzere, TMK ile düzenleme altına alınan hükümler uyarınca eşler; varsa çocukları ile birlikte ortak konut kavramı ile açıklanan ve barınma amacı ile kullanmakta oldukları konut veya konutlarda birlikte yaşamak, birbirlerine sadık kalmak, yardımcı olmak ve birliğin giderlerine güçleri oranında katılmak zorunda oldukları gibi, evlilik birliğinin kurulması ile birbirlerine karşı; birlikte yaşama, oturacakları konutu seçme, birliği yönetme, kadının önceki soyadını kullanma, birliği temsil ve son olarak meslek veya iş seçimi konularında hak ve yükümlülüklere sahip olurlar ve sahip oldukları bu hak ve yükümlülükler birliğin sona erme anına kadar devam eder. İşte eşlerden birisi bu yükümlülüklerini ihmal eder veya kasten yerine getirmezse istek üzerine hâkim, olumsuzluğun ortadan kaldırılması için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.

Eşler arasında boşanma davası açılması hâlinde ise davaya bakan hâkim gerekli olan geçici önlemleri kendiliğinden almalıdır. Bu durum, TMK’nın “Geçici önlemler” başlıklı 169. maddesi ile “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu madde uyarınca alınacak önlemlerden “barınma” Kanun’un 186/1., “geçim” 185/3., “malların yönetimi” 215, 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267., “çocukların bakım ve korunması” 185/2. maddeleri ile düzenleme altına alınmıştır.

Bu düzenlemelere göre boşanma veya ayrılık davası hangi eş tarafından açılırsa açılsın hâkim dava tarihinden itibaren davanın devamı süresince istek olmasa bile Kanun’dan doğan alınması gerekli bu önlemlerin alınması için kendiliğinden harekete geçecektir. Zira evlilik birliğinin kurulması ile eşlerin birbirlerine karşı yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan tüm hak ve yükümlülükleri, boşanma davası açılması ile değil, birliğin sona erme anına kadar devam etmektedir. Dolayısıyla boşanma davası açılsa da eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılmak zorunlulukları doğal olarak devam ettiğinden hâkim; eşlerin ekonomik güçlerini, gelir ve giderlerini, mal varlıkları bulunup bulunmadığını varsa bunların değer ve gelirlerini araştırıp belirleyecek, çocukların hangi eş yanında olduğunu tespit edecek, bir eşin diğer eşe nafaka verip vermeyeceğini, verecekse ne miktar vereceğini, yine eşler ergin olmayan çocukların bakım, eğitim ve gözetimine birlikte özen göstermek zorunda olduklarından, çocuklar için de, çocuk yanında olmayan eşin, diğer eşe nafaka verip vermeyeceğini, verecekse miktarını saptamak zorundadır. Burada eşlerin her birinin “ekonomik gücü, mal varlığı ve geliri” diğer eşin yükümlülüğünü belirlemedeki bir ölçütten ibarettir. İşte boşanma veya ayrılık davasının açılma tarihinden, dava sonuçlanıncaya kadar devam edecek olan bu nafakaya tedbir nafakası denilmektedir. Boşanma kararının kesinleşmesi ile bu nafakalar koşulları var ise eş için yoksulluk, çocuk için ise iştirak nafakası olarak devam eder.

Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi; yasal gerekçesinde de açıklandığı üzere 743 sayılı Medeni Kanun’un 137. maddesinin sadeleştirilmiş şekli olup, herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Dolayısıyla evvelden beri uygulanan bu hükme göre hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan geçici önlemleri bu konuda bir talebin varlığını aramaksızın kendiliğinden almakla yükümlüdür. Geçici bir önlem niteliğindeki talebe bağlı olmaksızın takdir edilen tedbir nafakası kural olarak davanın başından itibaren, karar kesinleşinceye kadar hüküm altına alınır. Dolayısıyla, tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir. Bu aşamada tarafların kusur durumu belirlenemeyeceğine göre verilecek kararda kusur durumu bir ölçü olarak alınamayacağı gibi, nihai kararla belirlenen kusur durumu da tedbir nafakasının kaldırılmasını ya da iadesini gerektirmez. Zira tarafların “kusur durumu” hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir. Dahası Kanun’da, tedbir nafakası yönünden tarafların kusurlu olup olmamaları bir unsur olarak yer almamaktadır. Bu nedenle, hâkimin kusur durumuna bakmaksızın davanın en başında bu geçici önlemi alması ve buna bağlı olarak da tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını tespit edip, uygun ve geçici nitelikte bir nafaka takdir etmesi bir zorunluluktur. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 02.11.2011 tarihli ve 2011/2-533 E., 2011/670 K. sayılı kararı ile de benimsenmiştir.


yazar:

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir